aynı hayat akışında bir gün..ama dayının son emirlerini de yerine getirdim... inş iki üç kuruş cebimize birşey girer... 3 senedir bu çalışmayı yapcam diye oyalandım resmen... kendisine faydalı olacak bir iş yapmada üşengeç olan kaç kişi vardır acaba... bizim serkan bağlamayı istedi gene... adam sırtımızdan geciniyor ama bir faydası yok.. neyse programlarına takılim dedim az sosyalleşim...2 seneden fazladır baya kendime kapandım... ama ne hikmetse artık muhabbetler açmıyor..yaştan mıdır nedir... baya kalabalık bir geceydi ve ben kendimi sahnede buldum.. hatır gönül işi yine..aslında yevmiye talep etmem gerekirdi ama konu müzik... yerime bizim eski gitaristi gecirdim..sahnede doğum günü kutlandı çok duygulandım...vala böyle bişi benim başıma gelmemişti.. kim düşünecekti ki... tek düşünen bizim valide...bu kadar yıl içerisinde aklıma gelen bir eski güzel ortamların ve fırlama zamanlarımdayken yediden yetmişe arkadaşların süpriz yapmasıydı..gerçekten de öyle olmuştu harbiden duygulandıydım vala... bide kız arkadaşımın benim bile unuttuğum anda cafede punkek içine mumkoyup biyerinden çıkarmasıydı.. başka var mı... çocukluktaki koca gözlük ve ağızlı zamanları saymıyorum..hatırlamıyorum bile... müzikten sonraki insanların bir araya gelip sohbetleri güzeldi ama aralarına katılmak içimden gelmedi... aralarında en yaşlı bendim ama tipten gencler arasında sıyrılmıyoruz... 17 yaşında kıza asılan iki 30 luk herifin makarası vardı.. aklıma zamanında başımdan gecen aynı hadise geldi... güzel kız deildi ama genc olması baya maceralı olmuştu... herşeyi tecrübe etcez ya hayır diye bir şey yok..sonra tekrarlanmadı.. zaten son 2 yılda nedense yakınlaştığım biri de yok... cazibe mi kaybettik nedir çözemedim...zaten para yok bu hemen o düşüncelerden alıkoyuyor beni...gitaristin kız kardeşi de ordaydı... baktıkca evlenilsek mi be dedim...ama iki sn sonra vazgeçme yine... psikolojik heralde.. ah bir uzman bulsak da içimizi döksek nolcak halimiz.... eve gecerken elemanların ücret alıp benim almamam biraz koydu ama en azından bi sigara almalarını beklerdim...yok birader nerde o incelik... bende para var gerek yok aldım ben yevmiye yalanı tekrar... eve geliş ve bilgisayar...o kadar dalmışım validenin saat kaç dediğini duymadık... söylendi gitti..inş bu gece erken yatarım ama en azından 6 aydır beceremedim.... biraz yazıp çizelim sonra filme devam....
OSMANLI'DA YETİŞTİRİLEN GÜNAH SAYILDIĞI İÇİN AĞAÇLARI YAKILAN AVOKADO MEYVESİNİN HİKÂYESİ
Avokadonun anavatanı Meksika'dır ve tarihi MÖ. 10 bin yıllarına kadar dayanır. Timsah armudu da denen bu meyve oval şekildedir ve armuta benzer. Oldukça da besleyici bir meyvedir. Tropikal iklimde yetişen avokado bugün Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde de yetiştirilir. Peki ya çok önceden de yetişiyordu desek? Evet, yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı'da da avokado yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde yaşayan 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, din alimi olmasına rağmen pozitif ilimlerle de ilgilenen bir beyefendi. Hatta ailesinin buna itiraz etmesine rağmen eğitim almak için Roma ve Paris'e kadar gitmiş biridir kendisi. Molla Kamil Efendi, buralarda özellikle nebatiye ve ziraat ilimlerinde eğitim almış ve İstanbul'a geri dönmüş. Ağabeyinin aracılığıyla da sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamış. Çalışkan ve azimli Kamil Efendi'nin dikkatleri üstüne çekmesi 1720 yılında yaşanan bir olaya dayanıyor. Bu tarihte İstanbul'daki lale bahçelerinde nedeni anlaşılamaya...
Yorumlar
Yorum Gönder