İnternet ortamında düzenli takip ettiğim tek yayın... şöyle düşündükçe siyasi olarak pek çok fikirden geçmişim... ilk zamanlar siyasetten bana ne derdim.. varsa yoksa avrupa amerika... rock müzik vs... kültür emperyalizminin gençlikte tipik örnekleri... sonra fethullahçılar yanında anti kemalist olmuştum... 2-3 yıl şakirt olarak zaman geçti... hatta baya seçkin öğrenciler arasına girmiştim... o zamanlarla ilgili anıları yaz yaz bitmez..neyse sonradan refaha meyletmiştim... oy verme zamanlarına yaklaşınca mhp tek geçtim... özellikle okul uzatma devrinde bütün arkadaş grubu solcudan komuniste kadar her çeşidi barındırıyordu...tipte kaymıştı tabi ama o ara oyu gençlik partisine verdik...tarihte ünlü mebus Lütfi Fikri Bey'in dediği gibi "Daima muhalefet"....içimde engel olamadan baya bi atatürkçü çizgiye oturdum.. ama hangi atatürkçülük..herkez kendine göre çekiyor... Atatürk üzerinde sayısız kaynak taramasından sonra onun görmek istediği Türkiye ile ilgili tasavvurlara kimsenin yaklaşamadığını anladım.. hiçbir siyasi parti..ama memleketin vazgeçemeyeceği iki şey milliyetçilik ve antiemperyalist bir bakış açısı... Yeniçağ bu konuda tam not... maalesef bu ara ekonomik sıkıntıda...heralde kapanır... kaç yayın kaldı ki... Milliyetçileri yada ulusalcıları hep felaket tellallığı yaparak oy toplama peşindeler diye yaftalarlar.. e ama durum bu... bunu milletten saklamak içinde en iyi yol basın... ayan beyan görüyoruz... daha söyleyecek çok söz var....
OSMANLI'DA YETİŞTİRİLEN GÜNAH SAYILDIĞI İÇİN AĞAÇLARI YAKILAN AVOKADO MEYVESİNİN HİKÂYESİ
Avokadonun anavatanı Meksika'dır ve tarihi MÖ. 10 bin yıllarına kadar dayanır. Timsah armudu da denen bu meyve oval şekildedir ve armuta benzer. Oldukça da besleyici bir meyvedir. Tropikal iklimde yetişen avokado bugün Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde de yetiştirilir. Peki ya çok önceden de yetişiyordu desek? Evet, yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı'da da avokado yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde yaşayan 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, din alimi olmasına rağmen pozitif ilimlerle de ilgilenen bir beyefendi. Hatta ailesinin buna itiraz etmesine rağmen eğitim almak için Roma ve Paris'e kadar gitmiş biridir kendisi. Molla Kamil Efendi, buralarda özellikle nebatiye ve ziraat ilimlerinde eğitim almış ve İstanbul'a geri dönmüş. Ağabeyinin aracılığıyla da sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamış. Çalışkan ve azimli Kamil Efendi'nin dikkatleri üstüne çekmesi 1720 yılında yaşanan bir olaya dayanıyor. Bu tarihte İstanbul'daki lale bahçelerinde nedeni anlaşılamaya...
Yorumlar
Yorum Gönder