Günleri unutmaya başladım..Salı'ya gelmişiz ne kadar çabuk geçiyor günler...gerçekten ileride burdaki kayıtlara baktığımda hassiktir diyeceğim kesin... Güne erken başlama hayalim hala gerçek olmadı öğleni geçiyor kalkmam dünde öyle oldu... validenin temizlik telaşları devam ediyor...bir yandan bilgisayarda işlerimi hallederken bir yandan cam silme bir yerde yeni bir dosya bulup indirirken yer süpürme gitgelleriyle akşamı ettik... ama pek çok işi hallettiğim için içim rahat... müşterilerin siteleri tas tamam...hatta ekstra eklemeler yaptım dibleri düşecek eminim.... bir yandan uğraşırken msnde bir selam geldi... yüzünü görmediğim ama yıllardır tanışıklığımız olan bir kız... o zamanlar kpssden atanmaya çalışan maliyeci bir hatundu... erkek arkadaşı olduğundan pek sallamamıştım...sonra baya bir ara verdikten sonra tekrar bir diyalog...ve atanmış...komplekse girdim tabi...avantajlarından bahsedince halime acıdım vala...elimizi attığımızı atıyoruz başını bağlıyoruz...evliya tekkesi gibi adamım vala... ama erkek arkadaşından ayrılmış...tabi bende testesteronlar canlandı... hatta bir eğitim işi için buraya gelecekmiş...ben asılma planları yaparken dün tekrar aradı ve sohbet esnasında doktor bir samsunlu ile buluşabileceğinden şirin şirin bişiler anlatmaya başladı... vay anasını dedikten sonra kanka modunda sohbetler.. lanet olsun... sesini de ilk defa duyduğumdan neyse insan olsun arkadaş olsun temennilerinden sonra halini tavrını eski bir kız arkadaşa benzettim...sürekli "ben şöyleyim, ben böyleyim" diye kendini anlatmaya başlaması kalp spazmına neden olacaktı bende... insnaların çoğunda bu sormadan kendi hakkında bilgi verme çabası var...ego tatminsizliği..ve genelde de o kendini tarif ettiğinin zıttı oluyor... yada kendini aşşağıda gördüğü zamanlarda başvurduğu savunma mekanizmalarından... ben neden yapmıyorum diye zorluyorum ortama ayak uyduralım diye ama gerçekten yapmacık duruyor... çoğu insanla diyaloğu bitirmemde de etkili bir husus... eskiden bukalemun gibi ortamlara ayak uydururken şimdi bu konu da da üşengeçliğe başladık... içinden gelcek insanın..neyse artık geldiğinde iki çay içeriz benim halimden dolayı da muhabbet yavaşca kesilir eminim... akşam bir iki film keyfinden sonra erken uyumuşum allahtan... iş güç ders kardeşim gerisini sallayalım bir süre....
OSMANLI'DA YETİŞTİRİLEN GÜNAH SAYILDIĞI İÇİN AĞAÇLARI YAKILAN AVOKADO MEYVESİNİN HİKÂYESİ
Avokadonun anavatanı Meksika'dır ve tarihi MÖ. 10 bin yıllarına kadar dayanır. Timsah armudu da denen bu meyve oval şekildedir ve armuta benzer. Oldukça da besleyici bir meyvedir. Tropikal iklimde yetişen avokado bugün Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde de yetiştirilir. Peki ya çok önceden de yetişiyordu desek? Evet, yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı'da da avokado yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde yaşayan 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, din alimi olmasına rağmen pozitif ilimlerle de ilgilenen bir beyefendi. Hatta ailesinin buna itiraz etmesine rağmen eğitim almak için Roma ve Paris'e kadar gitmiş biridir kendisi. Molla Kamil Efendi, buralarda özellikle nebatiye ve ziraat ilimlerinde eğitim almış ve İstanbul'a geri dönmüş. Ağabeyinin aracılığıyla da sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamış. Çalışkan ve azimli Kamil Efendi'nin dikkatleri üstüne çekmesi 1720 yılında yaşanan bir olaya dayanıyor. Bu tarihte İstanbul'daki lale bahçelerinde nedeni anlaşılamaya...
Yorumlar
Yorum Gönder